DEPRESYONDA MIYIM?

Hayatımızın bazı dönemlerinde kendimizi oldukça üzgün hisseder ve hiçbir şey yapmak istemeyiz. Bu duygu durumu genellikle bir yaşantıyı takiben ortaya çıkar. Sıklıkla gözlenen depresif belirtiler genel olarak dört kategoride toplanabilir.
Fiziksel olarak kişi;
- yorgunluk ve çökkünlük,
- enerjide azalma,
- kiloda değişiklik ve
- bedensel ağrılar yaşar.
Duygusal olarak kişi;

- üzgün ve mutsuz,
- çökkün ve hüzünlü,
- karamsar, umutsuz ve çaresiz,
- huzursuz ve tedirgin,
- sinirli ve gergin,
- yalnız,
- öz güvensiz,
- alıngan ve ağlamaklı,
- suçlu,
- değersiz ve
- boşlukta hisseder.
Düşünsel olarak kişide;
- unutkanlık,
- dikkati toplamakta ve konsantre olmakta güçlük,
- karar vermede zorluk,
- ölme isteği ve intihar düşünceleri ortaya çıkar.
Davranışsal olarak kişi;
- iştahta değişiklik (fazla ya da az yeme),
- uyku süresinde değişiklik (uyuyamama ya da çok uyuma),
- cinsel ilgi ve istekte azalma,
- halsizlik ve yavaşlama,
- ilgisizlik ve isteksizlik,
- önceden zevk veren aktivitelerden zevk almama,
- sosyal ilişkilerden kaçınma ve yalnız kalma isteği yaşar.
Depresyonda olan kişide bu belirtilerin hepsi bir arada görülmek durumunda değildir. Yaşadığı depresyonun şiddetine göre belirtilerin sayısı ve sıklığı değişebilir. Depresyon teşhisinin konulabilmesi için bu belirtilere sahip olmak yeterli değildir. Belirtilerin en az iki haftadır devam etmesi ve kişinin sorumluluklarını yapmasına engel olması gerekir. Depresif belirtilerle başa çıkmaya çalışırken psikolojik destek almak, iyileşme sürecini hızlandırıp daha köklü çözümler sağlanmasına yardımcı olabilir.
KORKULARIMIZ DOĞUŞTAN MI GELİR, ÖĞRENİLİR Mİ?
Psikolog Aslıhan TÜZÜN
Bireylerin dikkatlerini, farkında bile olmadan, otomatik olarak onlar için önemli bir uyarıcıya yönlendirme kapasitesi, insanlığın ilk zamanlarından beri sahip oldukları bir özelliktir. Bireyler korku ya da tehdit içeren uyarıcılara dikkatlerini yönlendirdiklerinde yoğun bir kaygı yaşarlar. Peki, hangi uyarıcıların korku ya da tehdit içerdiğine dair bilgilere doğduğumuz andan itibaren sahip miyiz, yoksa neyden korkacağımızı sonradan mı öğreniyoruz?

Bu soruya karşılık gelen araştırmalar iki farklı yaklaşımdan bahsetmektedir. Bir yaklaşıma göre, neyden korkulduğu, korkulan uyarıcının bireyle olan ilişkisine bağlıdır. Birey, kendisini ilgilendiren uyarıcılara dikkat eder. Örneğin, kaygı bozukluğu olan biri için bir örümcek dikkat çeken bir uyarıcıyken, kaygı bozukluğu olmayan birey için korku yaratmayabilir. Yani uyarıcılar ile olan ilişkimiz, bizim onlardan korkup, korkmayacağımızı belirlemektedir.
Evrimsel psikoloji ise, doğduğumuz andan itibaren bir “korku modülüne” sahip olduğumuzu önermektedir. Bu korku modülü sayesinde; yılan, örümcek, yükseklik ve karanlık gibi “doğamızı” tehdit eden uyarıcılardan korkmaya programlıyızdır. Uçamadığımız için yükseklikten, bizden daha hızlı ve seri hareket ettiği için örümcek ya da yılandan ve görme algımızı tamamen durdurduğu için karanlıktan korkmak, bizim için hayati önem taşıyan bir tepki olabilir.



