BİZ BAZEN BİLMESEK DE BEYİN BİLİR

Klinik Psikolog Amber Dalmaz Urfalı
Şu beyin zeki organ. Kapalı kutu falanda değil. Basbayağı etkisi ortada. Ama gören gözler için…

Çocuklar ve anne babalarla ilişkiler söz konusu olduğunda, son dönem çalışmalar artık psikolojinin nörobiyolojik temelleri üzerinde durmakta. Bebeklikten bu yana, içinde bulunulan ailedeki yetişkinlerin “beyinlerinden yansıyanlar” çocuğun benliğini geliştiriyor, aynı zamanda çevresindeki yetişkinlerin “beyinlerini” etkiliyor. Bebeğin benliğini oluşturan en temel birim olan beyin, gelişmek ve büyümek için bir yetişkin beynine ihtiyaç duymakta. Yani “insan insana ilişkiyle büyürüz” derken aslında, “beyin beyine ilişkiyle büyürüz” dersek yanlış olmaz.
Doğumumuzdan, hatta doğumumuzdan çok daha önceden itibaren benlik gelişimimiz başlıyor. Dünyaya ilişkisel bir yapıyla geliyoruz. Son dönemde, genetik bilimi araştırmacıları da, çocukların benlik gelişiminde genlerden çok, ilişkiler ve kaliteli temas deneyimlerinin yoğun etkisi üzerinde durmaya başladı. Bir çocuğun benliğinin gelişmesindeki en önemli şey, yaşadığı ilişkilerden sağladığı deneyimler yoluyla zihinlerinde şekillenen algılar olmakta .
İlişkisel alt yapı demişken, bu tam olarak nedir?
Maymunlar üzerinde 90’lı yılların başında yapılan “ayna nöron” çalışmalarından kısaca söz etmek yararlı olabilir. Bu çalışmalar, bir davranışı gerçekleştiren kişinin beyin faaliyetleriyle, onu izleyen kişilerin beyninin faaliyetinin birbiriyle aynı olduğunu gösteriyor. Yani, birisinin bir şeyi yaşamasını izlemek bile, kendimiz yaşıyormuşuz gibi bizi etkiliyor. Yani, aslında beyinlerimiz arasında görünmeyen bir ayna var. Karşılıklı durduğumuzda, iki beyin birbirine dokunuyor. Birinde ne varsa, diğerine de o geçiyor. Bende üzüntü varsa, karşıya da onu veriyorum. Ben mutluysam, diğeri de mutluluğumu alıyor. Diğer kişinin beyni de benden aldığı mesajlarla yeni bir biçim kazanıp, o haliyle tekrardan diğer beyinlerle etkileşim kuruyor. Zincirleme ve sürekli… An be an…
Normal şartlarda, beynimizin “bağlanma sorunu” yok aslında. O an karşısında ne görüyorsa, ona bağlanıyor. Küçükten büyüğe her beyin için geçerli bu etkileşim. Ama konumuz çocuklarsa, onların beynini bir düşünmeli. Bunu düşünürken de, çocuğun ruhsal durumunu, anne ve babanın kendi içinde bulundukları ruhsal durumdan çok da bağımsız düşünmemeli. Çocuğa bakım veren kişinin beyninin işlevi nasılsa, aradaki görünmeyen ayna sayesinde, o haliyle çocuğun beyniyle bağlanır. Bu sebeple, çocuğun ihtiyacı ve duygusu her neyse, anne-babanın ve diğer bakım veren kişilerin de bu ihtiyaç ve duyguya eşlik edebilmeleri oldukça önemli. Çünkü, ebeveynin desteği ve eşliği sadece çocuğa iyi gelmekle kalmıyor, çocuğun “iyileşen” beyin aktivitesi ve ruhsal hali de ebeveyni etkiliyor.
Duygu ve düşüncemiz, beynin farklı pek çok hücresinin, alanının ve yollarının bir arada çalışmasıyla ortaya çıkan yaşantılardır. Bu açıdan bakarsak, örneğin bir çocuk üzüldüğü zaman, bu üzüntünün yaşanmasına temel oluşturan işlevler ve alanlar belirlidir. Çocuğun üzüntüsünü “gören” ve “duyan” ebeveynlerin beyinlerinde de, benzer beyin alanlarında etkilenme beklenir. Bu sayede, üzüntünün içeriğini anlayıp, çocuğun duygusunu yaşamasına izin verip, uygun bir destek verebilmeleri mümkün olur. Yani, çocuktan daha “az” ya da daha “fazla” bir duygu yaşamaksızın, onun yanında bulunabilirler. Bir anlamda dans gibi; ayağına basmadan, uzakta da durmadan. Beatrice Beebe adlı araştırmacı, 4 ila 12 aylık bebekler ve anneleriyle yaptığı bir çalışmada sözü edilen beyin ve benlik gelişiminin öneminden bahsetmekte. Yaptığı deneylerden birisinde, sızlanmakta olan bir bebeğin, bu huzursuzluğun üzerinde durmaksızın sadece gülümseyip, ayağıyla oynayan bir anne karşısında, bebeğin yüz ifadesinin daha da olumsuz hale geldiğinden söz eder. Buradaki gülümseme, “eşliksiz” ve “anlamsız” olduğu için, bebek tarafından karşılanamaz ve dolayısıyla da olumsuz bir yansıma olarak anneye geri döner.
Peki nedir bu deneylerin anlamı?
Bir çocuk yaşadığı farklı durumlarda pek çok farklı duygu hissedebilir. Önemli olan, bu duyguları yaşarken onun yanında olabilmek, duygularına izin verebilmek ve onu utandırmamaktır. Üzülen bir çocuğun karşısında, onu güldürmeye çalışan ebeveyn, her ne kadar “iyi” bir niyetle bunu yapsa da, bunun çocuğa olumlu bir katkısı olmaz. Ya da kızan bir çocuğun karşısında, kızgınlığının derecesini “azaltmak” adına onu görmezden gelmek, öfkesini daha da artıracaktır. Gözle görülmeyen beyinler arası etkileşimde de, ebeveyn ve çocuğun frekansının ortak olması beklenir. Frekansı bozan örneklerden ilk akla gelenler; öfkeye karşı duyarsızlık, üzüntüye karşı neşe ya da kaygıya karşı akıl vermedir. Aynı zamanda, sizin psikolojik sağlığınız ve duygusal süreçleriniz ne kadar “sağlıklıysa”, bu, çocuğunuzun sürecini de o kadar etkileyecektir. Peki ebeveynler olarak siz nelere dikkat edebilirsiniz?
- Beyninize iyi bakmak: Kendi içinde yaşadığınız koşullara, bu koşullara tepkilerinize, hangi duyguları daha çok fark ederek yaşadığınıza dikkat edebilirsiniz. Sizin yanınızda ve sizinle birlikte “büyüme ve gelişme” sürecinden geçen çocuğunuz da, bu sayede kendi duygularını ve tepkilerini daha fazla ayırt edebilir.
- Ortadan kaldırmaya çalışmadan beklemek: Duygular hakkında bilmemiz gereken en önemli gerçek, onları tükettiğimizdir. Ancak duygumuzu hissetmemize izin verirsek, bu duygu azalıp ortadan kalkabilir. Aynı şey çocuklar için de geçerlidir. Çocuğun üzüntüsünü, öfkesini, endişesini hızlı bir şekilde ortadan kaldırmaya çalışmak, bunların süreç içerisinde daha sık ve yoğun miktarda tekrarlanarak yaşanmasına neden olacaktır. Çocuğunuza destek olarak, duygusunu ve davranışını daha çok fark etmesini sağlamak ise, onun yaşadığı zor durumdan daha sağlıklı ve “büyüyerek” çıkmasına yardımcı olacaktır.
- Ebeveynler olarak sadece siz çocukların büyüme ve gelişmesinde etkili olmuyorsunuz; aynı zamanda onların yaşadıkları da size yansıyarak, sizin davranışlarınızı değiştirip, geliştiriyorlar. Aslında büyüme ve gelişme, yaşam boyu devam eden ve en önemlisi birlikte var olan bir süreç. Bu açıdan bakıldığında, karşılıklı ve birlikte büyüme ayrıcalığını keyifle yaşamanın sizin elinizde olduğunu hatırlamak yarar sağlayacaktır.


