Neden Empati?

Son yıllarda sıklıkla duyduğumuz ve oldukça popüler olması nedeniyle anlamı çarpıtılabilen bir kavram empati. Tanımlamak gerekirse, empati başka bir kişinin duygularını anlayabilme, yaşantılarını “onun” bakış açısından ve perspektifinden değerlendirebilmedir. Bu anlamda sempatiden farklıdır; çünkü sempati, bir başkasının durumunu anlamak, ancak bunu “kendi” açınızla değerlendirmektir. Oysa empatide, bir başkasının iç dünyasına küçük bir yolculuk vardır. Elbette karşımızdakinin düşüncesine katılmadığımız durumlarda dahi, onun bakış açısını yakalayıp dünyaya onun gözüyle baktığımızda, neler hissediyor olabileceğini tahmin etmeye çalışabiliriz. Bu da empatik yaklaşımı gerektirir. Ancak, bu başkasını “anlama”, empati için yeterli olmaz. Bu becerinin gerçekten anlamlı ve işlevsel olabilmesi için, olaylara, kişilere onun gibi bakmaya çalıştığımızı ve onu anladığımızı kendisine “göstermek”, yani belli etmek gerekir. Kişi anlaşıldığını ve kendisiyle empati kurulduğunu ancak o zaman hissedebilir. Bunu yapmanın en iyi yollarından biri ise tavsiye verme gereği duymadan onu dikkatlice dinleyerek anladığımızı söylemektir. Hatta daha iyi anlamak için kendini ve yaşadıklarını, hislerini biraz daha anlatmasını isteyebilir, çeşitli sorular da sorabiliriz. Elbette kendi güçlü benliğimiz ve bireyselliğimiz empatiyi zorlaştıran bir şeydir. Ancak öznel bakış açımızı kaybetmeden de bir başkasının gözüyle bakmaya, onun hislerini anlamaya çalışmak mümkündür. Hem empatinin pek çok faydası olduğunu biliyoruz. Öncelikle empati, kişilere yalnız olmadıkları hissini verir, bir destek mekanizması sağlar. Empati gösteren kişi ise kurduğu duygusal bağ ile bir tatmin yaşar, olumsuz duyguları azalır, kendini iyi hisseder. Ayrıca arasında empatik bir ilişki var olan kişilerde çatışmaların daha rahat çözüldüğü, birbirlerine yardım etme duygusunun arttığı, güvenin sağlamlaştığı, iletişimin daha akıcı olduğu; bunun yanında evlilik dahil tüm yakın ilişkilerde empatiyi doğru ve yerinde kullanan çiftlerin de ilişkiden daha fazla doyum aldığı biliniyor.

Unutulmamalıdır ki bazı insanlar doğıştan empati kurmaya daha yatkın olsa da bu, zor ama geliştirilebilen bir beceridir.

 

Yaz Biterken: İşe ve Yeni Mevsime Psikolojik Hazırlık

Yaz bitmek üzere. Pek çok kişi tatil sezonunu yavaş yavaş bitirirken, belki de yoğun çalışma temposuna, rutin işlere, okul yaşamına, serinleyecek olan havalara nasıl alışacağını düşünüyor. Mevsimsel geçişlerin, tatil sonrası işe uyum gibi süreçlerin çoğu insan tarafından stresli olarak algılanması, sıklıkla rastladığımız bir durum. Yaşanan stres ve kaygıyla birlikte ise aşırı yorgunluk, motivasyon eksikliği, iştah değişiklikleri, üzüntü, asabiyet gibi belirtiler görülebiliyor. Tatil sonrası  uyum sağlayamayacağımızı düşündüğümüzde veya bu uyumu gerçekleştirmeye istekli olmadığımızda, ruhsal açıdan bu tarz geçişlerden olumsuz etkilenmeye daha fazla eğilimli oluruz. Tatil ve yazın bitmesi ile eğer psikolojik olarak bir hazırlığa ihtiyaç duyuyorsanız, bazı ipuçları faydalı olabilir. Öncelikle tatil sonrası ve mevsim değişikliklerinde bazı farklılıkların normal olacağını kabul etmek önemlidir. Uyum, hem bedensel hem de duygusal açıdan yaşamımızın bir parçasdır. Şayet işe konsantre olmakta zorluk çekiyorsanız, kendinizi zorlamaktansa, uyum için kendinize az da olsa zaman tanımanız gerekir. Dolayısıyla “gerçekçi” olmak ve beklentileri bu doğrultuda şekillendirmek bu konuda yapılabileceklerden biri. İkinci olaraksa gücü ve etkisi zaten bilinen, ancak çok fazla uygulanmayan bir etkinlik var: fiziksel egzersiz. Aktif ve sağlıklı hissetmek, aynı zamanda ruhsal açıdan sağlam olmak için fiziksel egzersizin önemi yadsınamaz. Tatil ve yaz sonrası belki kaldığınız yerden spora devam etmek veya yeni başlayacaklar için hemen başlamak iyi bir adım. Bedenimize iyi bakmamız, pek çok şeyden olduğu gibi psikolojik olumsuzluklardan da bizi korumaya yardımcı. Üçüncü önemli nokta ise, özellikle depresif bir ruh halini önlemek için sosyalleşmek, sosyal destek kaynaklarıyla bir arada olmak ve gün içindeki olumlu etkinlikleri artırmak. Bilimsel araştırmalara göre mutlu hissetmek için sosyal olmanın yanında gün içindeki olumlu duyguların sıkça yaşanması  gerekiyor. Dördüncü sırada mevsim değişikliğine bağlı ruhsal sıkıntıları önlemek için (eğer buna eğilimliyseniz) mümkün olduğu kadar gün ışığından yararlanmak ve dışarıda vakit geçirmeye çalışmak sayılabilir. Son olarak kendinize yeni amaçlar koymanın sizi daha fazla motive edeceğini, daha iyi hissetmenizi sağlayacağını unutmamak gerekir.

Korto Danışmanlık
Korto Danışmanlık