ÇOCUKLARA VERİLEN GİZLİ MESAJLAR

Klinik Psikolog Amber Dalmaz Urfalı
Yaşamımız temaslar ve iletişimle şekillenir. Yani “biz” ve “biz olmayan” arasında akan tüm süreç, temas ve iletişim olarak tanımlanabilir. Tüm davranışlarımız, düşüncelerimiz, ihtiyaçlarımızla ilgili mesaj alış verişi bu süreç içerisinde varolur.
Her ailenin farklı temas ve iletişim tarzı olduğundan, bu sistem içine doğan her çocuk, dahil olduğu ailenin tarzından etkilenir. Kimi ailede başarı ön plandayken, kimi ailede fiziksel güzellik ön planda olabilir. Kimi aile fertleri kendilerini aşırı eleştirmeye eğilimliyken, kiminde bireyler, diğer insanların nasıl davrandıkları ile daha çok ilgilidir.
Çocuk, ebeveyninden gelen her türlü mesaja açık olarak dünyaya gelir. Örneğin, bebekler 10. haftadan itibaren, annelerinin yüz ifadeleri ve ses tonlarından, onların mutlu, üzgün ya da kızgın olduklarını anlayabilir. Yine, 18. aydan itibaren bebekler, anne ve babasının ya da diğer aile üyelerinin birbirine gösterdiği duygusal tepkileri dinleyerek veya izleyerek edindikleri duygu içerikli bilgileri, kendi davranışlarını şekillendirmek için kullanabilme yetisine sahip olur. Bakım verenlerinden gözlediği ve aldığı tüm mesajlar, ona yaşamını devam ettirmesi açısından yol göstericidir. Bu şekilde bebek, hangi duyguların nasıl yaşandığını bakım veren kişinin yüz ifadesinden öğrenebilmektedir. Bebeklikte, bakış ve yüz ifadeleri ile başlayan mesajlar, farklı şekillerde ömür boyu devam eder. Bu anlamda çocuk, kendiliğini geliştirmek için hep bakım verenlerinin desteğine ihtiyaç duyar.
Nedir bu Gizli Mesajlar?
Çocuk, dışarıdan ne kadar uygun destek alırsa, kendisini de içsel olarak o oranda destekleyebilir. Bu destekleme becerisi, özellikle yaşamının ilerleyen zamanlarında kendisinin olumsuz durumlarla baş edebilme gücünü olumlu etkileyecektir. Yani iç destek de dış destek de çocuk için çok önemlidir ve birbirinden etkilenir. Yaşamımızda “iyi ne oluyorsa destekle oluyor” sonucuna ulaşmak bu anlamda yanlış olmaz. Bazı aileler, çocuklarını uygun şekilde desteklerken, bazıları doğrudan ya da dolaylı olarak çocuklarda “utanç” duygusunu besler. Bazı aileler, çocuğa hakaret ederek, onu yersiz ve sürekli eleştirerek yargılarken, bazıları çocuğu “senin iyiliğin için” içerikli mesajlarla utandırabilir.
- “Sana değil, çevreye güvenmiyorum” (Seni, çevrede seni etkileyecek olumsuzluklarla baş edebilecek güçte görmüyorum )
- ” Erkek dediğin hiç ağlar mı?” ( Erkekler üzülmemeli )
- “Ağlarsan çirkin kız olursun, seni beğenmezler.” (Seni üzen şeyden çok, hep güzel gözükmen benim için önemli)
- “Elbisen güzel olmuş ama biraz kilolu mu göstermiş?” (Kilolu görünmen hoşuma gitmiyor)
- “Sıkma canını, bir dahaki sefer başarılı olursun.” (Yani bu sefer pek başarılı sayılmazsın ve üzülmen de aslında çok önemli değil)
- “Okuduğun okul zaten zor.” (Zor olan şeylerle baş edemezsin)
- “Senin gibi zeki bir çocuk bu sorunla baş edebilir” (Eğer baş edemezsen bu pek zeki olmadığını gösterir)
gibi cümleler doğrudan yargı içermeyen, ancak satır arasında gizli mesaj barındıran ifadelerin örnekleri olarak sayılabilir. Bu ve benzeri mesajların sık tekrarlandığı evde yetişen çocukların utanç yaşayacakları yorumu yapılabilir.
Utanç duygusunu biraz daha anlamak, bu noktada anlamlı olacaktır. Utanç, temel olarak kişinin bu dünyada var olması ile ilişkili bir duygudur. “Kelimesi olmayan” bir duygu olarak düşünülebilir.
Hatta deyimler de utancı hep “var olmamak, görünmemek” ile tanımlar. Örneğin, “yer yarılsa da içine girsem”, isteğimizin ya da var olma şeklimizin onaylanmadığı her durumda içimizden geçirebileceğimiz bir cümle olabilir.
Utanmak “Büyüyünce” Geçer mi?
Büyümek, genelde “ağaç” metaforuyla anlatılır. Bir ağaç, eğer ortam koşulları uygunsa; yani suyu, ışığı ve topraktan besin alabiliyorsa, kendi kendine büyüyecektir. Gelişmesi için temel koşullar dışında bir şey gerekmez; çünkü o potansiyele sahip olarak var olur. Kök salmasını içsel olarak engelleyecek durumlarla karşılaştığında da, kendisi için en faydalı olacak şekilde koşullara “uyum sağlar”. Buna karşın, bazı dış koşullar onun uyum sağlamasını zorlaştırabilir.
Bir çocuk için de utanç duygusunun böyle bir duygu olduğu benzetmesi yapılabilir. Çocuğun, utanç duygusunu hissetmesi, “büyüdüğünde geçen” bir şey değildir. Utanç duygusu, duygulara ve durumlara aşırı duyarsızlaşma, diğerleri ile alay etme, aşırı kontrol, uzun süreli içe kapanma gibi sorunlara temel oluşturur. Bu gibi sorunlar, kişinin yaşam işlevini bozacak düzeyde ve uzun süreli yaşanabilir. Dolayısıyla, büyüyünce azalan değil, çocuğun psikolojik açıdan büyümesini ve gelişmesini engelleyen bir süreç olarak yaşanır.
Şüphesiz ebeveynler, çocuklarını yetiştirirken “en iyi bildikleri” davranışları sergilerler. Amaçları da çocuklarını ellerinden geldiğince “sağlıklı” yetiştirmektir. Bununla birlikte, bazen sergiledikleri davranışlar, çocukları için olumsuz mesajlar içerebilir. Önemli olan nokta, bu mesajları ne zaman, ne koşulda, nasıl verdiklerini fark etmeleri ve bu noktada kendilerini değerlendirmeleridir. Bu noktada farkındalık kazanmaları, bu tip mesajların tekrarını azaltmak açısından fayda sağlayabilir.
Ebeveynler Ne Yapmalı?
Gizli mesajlar içeren ifadelerden sakınmak ve çocuklarda utanç duygusunu tetiklememek adına ebeveynler için bazı ipuçları faydalı olabilir.
- Çocuğunuz bir şeyle ilgili yakınıyor, üzülüyor ya da öfkeli gözüküyorsa, öncelikli olarak hissettiği duygu nedeniyle yargılamamaya dikkat etmek gerekir. Daha sonra, yaşanan durum ya da çocuğunuzun sergilediği davranışla ilgili olumsuz düşüncenizi ona olan saygı ve güveninizi vurgulayarak ifade etmeniz önemlidir. Örneğin, “Bir dahaki sefere daha başarılı olacağına inanıyorum” demek yerine, ” Sen çoğunlukla bunun üstesinden gelirdin; bu sefer ne oldu sence? Sana nasıl yardımcı olabilirim?” gibi yaklaşmak iyi bir seçenek olabilir.
- Çocuğunuzu birşey anlatırken sadece dinlemek de bazen ona en iyi gelen şeydir. Anında öneri, akıl veya öğüt vermek, çocuk için kendi duygusunu görmezden gelmek anlamı taşıyabilir ve bu, aranızdaki iletişimi bozabilir.
- Bir şeyin çocuğunuzun ihtiyacı mı yoksa kendi ihtiyacınız mı olduğunu ayırdetmek önemlidir. Örneğin, sınavda 100 üzerinden 80 almak kendi başarı ihtiyacını karşılıyor olabilir. Bununla birlikte aynı şey sizin için geçerli değilse aradaki farkı değerlendirmelisiniz.
- Çocuğunuzun duygusuna eşlik etmek ve olabildiğince onu desteklemek, sergileyeceğiniz en etkili ve önemli davranışlardan biridir.
Yaşam içerisindeki olumsuz durumlar, stresli koşullar, aile içi iletişimin bozulmasında rol oynayabilir. Burada önemli olan, anne ve babaların, eleştirilerini mümkün olduğunca çocuğu “utandırmadan” yapma çabası içinde olmalarıdır. Gerektiği koşulda da, çocukları ve kendileri ile ilgili profesyonel yardım talebinde bulunmaları, aile içerisindeki “sağlıksız” tarzların değiştirilmesine yardımcı olabilir.



