RÜYALAR ALEMİ

Psikolojik Danışman Ceren Aktürk
Rüyalar, yüzyıllardır süregelen gizemini günümüzde hala koruyor. Eski çağlarda rüyaları Tanrı’nın gönderdiğine inanılırdı. Rüyaların geleceğe ilişkin kehanetler ya da hastaları iyileştirecek bilgiler içerdiği düşünülürdü. Her insan topluluğunun rüyayı açıklayışı kendi kültürlerine bağlı olarak değişiklik göstermekteydi. Halen de böyle devam ettiğini söylemek yanlış olmaz. Öte yandan 19. yüzyıldan itibaren bilimin önem kazanmaya başlaması ve araştırma yöntemleriyle elde edilen bilginin öne çıkmasıyla birlikte, rüyayla ilgili yapılan çalışmalarda da bir artış görüyoruz.
Rüya, uykunun genel ve karakteristik özelliklerinden biridir. Uyku sırasında beyin dalgalarının farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Uykuya daldığımız andan itibaren ise beyinde oluşan dalgalar (sinyaller) uyku süresince aynı şekilde devam etmez. Bunları, birbirini takip eden evreler olarak düşünebiliriz. Uykuya daldığımız andan itibaren beyin dalgaları yavaşlayıp daha ritmik bir durum almaya başlar. Rüyalarsa, uykunun hızlı göz hareketlerinin (REM) olduğu dönemde görülür. Örneğin 8 saatlik bir uykuda 4-5 kez bu döneme gireriz ve bunların toplam süresi 90-120 dakikadır. Peki rüyayı uykunun bu dönemlerinde gördüğümüz nasıl tespit edilmiştir? Bunun için iki şekilde açıklama yapmam mümkün. İlki, uykunun bu dönemlerinde uyandırılan kişilerin, uyandıklarında rüya gördüklerini söylemeleridir. İkincisiyse uykunun bu döneminde göz kapaklarımızın kapalı olmasına rağmen, göz kürelerimizin sanki bir olayı izliyormuş, yaşıyormuş gibi hızlı hareketler içinde olmasıdır.
İlk olarak rüya soyut bir olay olarak düşünülse de aslında bir açıdan oldukça somut bir olay olarak nitelendirilebilir. Rüya sırasında beyinde önemli değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler ise beyinle sınırlı değildir; çünkü aslında bedenimizi tümüyle etkilediği söylenebilir. Örneğin nefes alış-verişimizin sıklaşması, kalp ritmimizin hızlanması, tansiyonumuzun hafifçe artması, kaslarımızın gerilmesi, bu değişiklikler arasında sayılabilir. Bazı cihazlar aracılığıyla kişinin rüya gördüğü başkaları tarafından belirlenebilse de, elbette kişi gördüğü rüyanın içeriğini sadece kendisi bilecektir. Belki de çoğu kişi rüyaların gizeminin burada saklı olduğunu düşünebilir. Rüyaların biyolojik içeriği de dahil, işleyişi ve işlevleri tümüyle anlaşılamamıştır. Bu sebeple farklı yorumlara ve açıklayış biçimlerine ve dolayısıyla oldukça ilginç ve yoruma açık bir konu olmaktadır.
Psikoloji bilimi, rüyaların içeriğinin hem dış etkenlerden hem içsel dünyamız tarafından oluşturulduğunu söyler. Rüyanın gidişatında sonsuz sayıda senaryodan bahsetmek mümkündür ve bu gidişatı belirleyen asıl etken kişinin içsel dünyasıdır. Rüyaların neredeyse tümüyle bazı simgelerden, sembollerden kurulduğunu söyleyebiliriz. Ancak rüyanın işleyişinin ele alınışında psikoloji ekolleri kendi aralarında farklılık göstermektedir. Psikanalitik kuramın kurucusu Freud’a göre rüyalar, insanın uyanık yaşamında arka plana itilmiş, sosyal ve etik değerlerle kontrol altında tutulmuş ya da bastırılmış düşünce ve duygularını yansıtır. Jung’a göreyse rüyanın kaynağı bilinç dışıdır. Bilinç dışında bulunan öğrenilmiş ortak şablonlar rüyada sembollere dönüşürler ve semboller üzerinden gidilerek analiz yapılır.
Rüya üzerinde çalışan bazı psikologlara göreyse rüyalar ‘problem çözme denemeleri’dir. Rüyalarda pasif bir seyirci değil, aktif bir çalışma halindeyizdir. Rüyalarımız sırasında bizim için önemli olan yaşam konularını, sorunlarını ele alırız. O sorunlar üzerinde düşünür, değerlendirmeler yaparız. Örneğin psikolog Ross Levin, kötü rüyaların günlük yaşamdaki stres ve korkularımızla savaşmak gibi işlevsel bir amaç barındırdığına inanır. Rüyaları bir çeşit “duygu termostatları” olarak tanımlayan Levin, stres seviyemiz yükseldiğinde kötü rüyalar ve kabuslar görmeye başladığımızı, rüyaların bizi bir şekilde stres seviyemizin tehlikeli yükselişine karşı uyardıklarını söyler.
Tüm bu ve benzer açıklamalara rağmen, rüyalar ve işlevlerine dair pek çok bilinmeyenle karşı karşıyayız. Bilim, bu konuda bize önemli veriler sunsa da yine de varsayımlar, üstünde fikir birliğine varılanlar kadar fazla. Bu nedenle rüyaların gizemi hala devam ediyor.

