ÇOCUK-EBEVEYN İLİŞKİSİNDE SAĞLIKLI SINIRLAR

Klinik Psikolog Amber Dalmaz-Urfalı

Bu yazı, çocuğunuza sınır koymak için “şunu yapın” ya da “bunu söyleyin” üzerine gibi düşünülmesin. Bu yazı, sınır koyarken akılda tutulması önemli olabilecek birtakım düşünceler üzerine…

91b548a7d2fa273fd9313b6984aa0748“Çocuğunuza sınır koyar mısınız?” sorusu; “yok biz cezaya karşıyız”, “ceza odasına koyarız”, “uyarırız”, “konuşuruz” gibi cevapları hemen arkasından getiren bir soru. Sınır; cezayı, karanlık odayı, gösterilen işaret parmağını çağrıştırıyor pek çok aileye. Bununla birlikte, ailelerin belirledikleri stratejiler de  çok süreğen olamayabiliyor. Yani, yaptığı davranışla ilgili kimi zaman uyarıda bulunan bir aile, aynı davranışın tekrarı durumunda çocuğu odasına gönderebiliyor.

Sınırlar, yaşamımız boyunca ilişkilerimizin ayrılmaz bir parçası aslında. Kendi istek ve ihtiyaçlarımızla, karşımızdaki kişinin koşullarını değerlendirebilmek, sağlıklı sınırlar içerisinde karar verebilmenin ön koşulu diyebiliriz. Dolayısıyla yetişkinlerin kendi ilişkilerindeki sınırlarına ilişkin bilgileri, çocukları için de belirleyici olmakta. Eşlerin birbirleriyle ilişkilerinin, sosyal ilişkilerinin ve çocuklarıyla kurdukları ilişkilerin hepsi, çocuklar için bir öğrenme sahnesi.

Bir istekte bulunan, hatta isteğinde direten bir çocuğun karşısındaki ebeveynin tutumu, kendi yaşamında ısrar karşısındaki tutumundan bağımsız değil aslında. Kendi isteklerinde “asla” diretmeyen ebeveynlerin, çocuklarının bu tarzına tolerans göstermelerini beklemek bir hayli güç. Örnekler sadece “ısrar davranışı” açısından değil, pek çok özellik açısından düşünülebilir elbette. Bu sebeple de, sınır belirleme söz konusu olduğunda, ebeveynlerin kendi güçlü ve zayıf yanlarına dair farkındalığı önemli bir koşul.

Isrardan hoşlanmayan bir ebeveyn, çocuğunun istediği şeye sınır koyacağı yerde, onun istekte bulunmasını durdurma gayretine girebiliyor. Belki de dikkat edilmesi gereken şeylerden birisi, ebeveynin kendisine çocuğunun “istememesini mi”, yoksa “o anda, o şeyi, o şekilde istememesini mi” istiyor olduğunu sorması olacaktır. Tabi sonrasında da kendilerine cevap vermeyi ihmal etmemeleri de önemli…

Bir diğer önemli konu, anne ve baba arasında verilmek istenen mesaj konusunda paralelliğin olması. Anne ve babanın çocuğun bir anlamda iki yarısı olduğu düşünülürse, iki yarının ritmi, ortaya çıkacak olan “dansın” dengesini belirler. Bu durumda da bir yarı, çok sakin ve çocuğun davranışları karşısında çok duyarsız kalırken, bir diğer yarının çok eleştirel olması, çocuğun sınır edinme açısından uygun mesajı almasını büyük oranda engelleyecektir.

Olumsuz olarak tanımladığımız öfke, üzüntü, hayal kırıklığı gibi duyguların yaşanması ya da yaşanma olasılığı ebeveynlere sağlıklı sınırlar koyma konusunda  güçlük yaşatmakta. Ebeveynler, çocuklarına “hayır” derken, onların “üzülmemelerini” ya da “kızmamalarını” amaçlıyor. Bu da doğal olarak, bir kafa karışıklığı yaşatıyor.

20130505-lifeclass-fatherless-sons-15-600x411Oysa, merak ettiğimiz bir şeyi incelerken bize zarar vereceği düşüncesiyle elimizden alındığında, yakın olmak isterken birisinden uzaklaştırıldığımızda, aklımızın kaldığı bir şeyi satın almadığımızda üzülmemiz, kızmamız ya da hayal kırıklığı yaşamamız çok anlaşılır değil midir?  Dolayısıyla bir çocuğun, örneğin bir makası kurcalama, anne-babasıyla uyuma, bir oyuncağı alma isteğinin engellenmesi de kendisinde birtakım olumsuz hisler oluşturacaktır. Burada, ebeveynler için önemli olan, onu üzmemeye ya da sinirlendirmemeye çalışmaktan çok, yaşayacağı bu hislere eşlik edebilmeleridir. Yani, bazı şeylerin gerçekleşmesi elbette ve ne yazık ki uygun olmaz. Neden olamayacağını çocuğa açıklamak ve onun yaşayacağı olumsuz hisleri anlayıp, bu hisleri yaşamasına izin vererek, kendi koyduğu sınırda durabilmek, çocuklar için oldukça kıymetli. Olumlu duygular kadar, olumsuz duyguların yaşanması da yaşamın bir gerçeği.

Ebeveynler, kendi duygularını yaşamaya kendi yaşamlarında ne kadar izin veriyorlarsa, bu esneklik, çocuklarına sınır koyarken kendilerine o kadar destek olacaktır. Bir anlaşmazlık ya da direnç söz konusu olduğunda, ebeveynin, çocuğu “düşünmesi/anlaması” için kendisinden uzağa göndermesi çocuğun belki de en son ihtiyacı. Böyle bir durumda molaya ihtiyacı olan aslında yetişkinler. Çocukların, ilişki ve temas yoluyla öğrendikleri unutulmamalı. Çocuğa böylesi yaşantılarda ebeveynleri tarafından yapılan sağlıklı eşlik, yaşamının ilerleyen dönemlerinde çocuğun da kendisini desteklemesinde ve yatıştırmasında belirleyici.

Bir ebeveynin çocuğuna, “onun kendisine ya da çevresine zarar vermesine göz yumamayacağı kadar kıymetli olduğu” mesajını verebilmesi önemli. Çocuğun bir şeyi yapması ya da yapmamasına ebeveynin ne amaçla karar verdiğini açıklayabilmesi ve yaşanacak her duygu ve sergilenecek her davranışa alan açarak olanak tanıyabilmesi de aynı şekilde…

Dolayısıyla, yaşamın içinde var olan koşullar doğrultusunda pazarlık edebilmek, duygulara tolerans gösterebilmek, davranışların sorumluluğunu alabilmek, tutarlı olabilmek ve “isteme hakkını” yargılamamak, sağlıklı sınırlar oluşturmada belirleyici. Böyle olunca, ne düşünme koltuğu, ne ceza odası, ne de uzun konuşmalar gerekmiyor.

Peki sınırları bu açıdan değerlendirmeye siz nasıl bakarsınız?

Korto Danışmanlık
Korto Danışmanlık