STRES KRONİKLEŞİNCE…

Stres, hemen herkesin günlük yaşamda sıklıkla kullandığı bir kavram haline geldi. Olumsuz bir anlam yüklediğimiz stres, aslında kendi başına zararlı veya kötü değil. Aksine, tehlikeleri algılamamıza, kendimizi korumamıza yardımcı olan, zaman zaman bizi harekete geçmek için motive eden doğal bir tepki, yaşamın normal bir parçası. Ancak elbette yaşanan stres seviyesi fazlalaştığında önemli bir sorunla karşı karşıya kalıyor, hatta en kötüsünü bununla baş edemeyince yaşıyoruz. Günlük yaşamda pek çok stres faktörüyle karşılaşıyor ve kendimizce bunları yönetmeye çalışıyoruz. “Kronik stres” ise günlük yaşanan stresten farklıdır. Kronik stres sürekli ve uzun sürelidir.  Etrafımızda bizde stres yaratacak etmenlerin çok olması, bunlarla etkili şekilde baş edememek, bir süre sonra duygumuzu kornik hale getiriyor ve üstesinden gelmekte zorlanıyoruz. Yani günlük yaşamdaki stres faktörlerimiz aslında kronik stres vericiler haline dönüşüyor, kolayca üstesinden gelmemiz zorlaşıyor ve sonunda hepsi biriktiğinde bunalıyoruz. Kronik stres fiziksel ve psikolojik sağlığa büyük zarar verdiği için gerekli müdahalelerin yapılması gerekiyor. Peki kornik stresle baş etmek mümkün mü? Aslında oldukça fazla çaba ve sabır gerektirse de mümkün. Öncelikle böyle bir durumla karşı karşıya olduğumuzu farketmek ve kabul etmek, onu iyi bir şekilde yönetmek için zaman ayırmak, çeşitli beceri ve teknikleri öğrenmek için istekli ve kararlı olmak, bunları düzenli olarak pratik etmek, fiziksel egzersizi yaşamın bir parçası haline getirmek, sosyal desteği ve sosyal ilişkilerin önemini bilmek ve kullanmak, kendimize ve hoşlandığımız etkinlikleri gerçekleştirmeye vakit yaratmak bunlardan bazıları. Elbette profesyonel desteğin önemi yadsınmamalı ve eğer kişi yaşadığı stresle kendi başına baş edemiyorsa, mutlaka bir uzmandan destek almalı.

ÇOCUKLARDA CİNSEL KİMLİK GELİŞİMİ

Sibel Kazar

Cinsel kimlik, bireyin kendi bedenini ve benliğini belli bir cinsiyet içinde algılayıp kabullenmesi ile birlikte kız ya da erkek olmaktan huzur ve güven duygusu duyabilmesidir. Cinsel kimlik gelişimi yaşamın ilk yıllarında oluşmaya başlar. Çekirdek cinsel kimliğin çocukluğun ilk iki yılında başladığı, fakat cinsel kimlik duygusunun yerleşmesinin 3-4 yaş dolayında olduğu bilinir. Çocuklar cinsel kimlik gelişiminde bazı aşamalardan geçer. Örneğin 2 ile 3 yaş aralığındaki çocuklar kendilerinin ve başkalarının cinsiyetini doğru bir şekilde saptayabilirler. Dört yaş dolaylarında ise cinsiyetin zaman içinde değişmediğini anlamaya başlarlar. Araştırmacılar bu anlayışı ölçmek için bu dönemdeki çocuğa “Büyüdüğünde anne mi olacaksın baba mı?” sorusunu yöneltir. Bununla birlikte 5 ile 6 yaş aralığındaki çocuklar ise dış görünüşte, örneğin giyimde ve saç uzunluğunda değişiklikler olmasına karşın cinsiyetin değişmediğini anlarlar. Anne-babanın cinsel kimlik tercihleri, aile tarafından yetiştirilme tarzı, kültürel etkenler ve gelenekler cinsel kimlik gelişiminde önemli rol oynar. Tüm bunların yanı sıra “özdeşim” kavramı da cinsel kimlik gelişiminde son derece önemlidir. Çocuklar hemcinsi olan ebeveyni ile kurduğu özdeşim sonucu, kendilerini daha güvenli, değerli ve emin hissederler. Bununla birlikte cinsel kimliğin sağlıklı olarak gelişiminde çocuk için seçilen oyuncaklar, beklentiler, kıyafet seçimleri de bu gelişim sürecini etkiler.

Korto Danışmanlık
Korto Danışmanlık